Gittim, Konuştum, Öğrendim!
Teknolojik gelişime tarihsel ve işlevsel bir bakış.
Bundan 300 yıl önce yaşayan atalarımızın gündelik hayatlarını bir düşünün. Köylerde nüfusu bir kaç yüz ile bir kaç bin arasında değişen bir sosyal çevrede yaşarlardı. Muhtemelen köylerin ziyaretçileri sadece vergi toplamaya gelen mültezimler, asker toplamaya gelen devlet görevlileri, çerçiler (seyyar satıcılar) ve aşıklar (gezgin ses sanatçıları) idi. Şehirlerde yaşayan insanların imkânları tabii ki her zaman olduğu gibi daha iyiydi. Hastalandıklarında gidebilecekleri bir hastane, çocuklarını gönderebilecekleri eğitim kurumları, alışveriş yapabilecekleri dünyanın her yerinden getirdikleri malları satan sayısız türde dükkanlar ve esnaflar. Evin reisinin örneğin şehirde o senenin mahsulünü satmaya gittiğini bir düşünün. Muhtemelen en yakın pazara ulaşması bile günler sürüyordu. En sıradan seyahat bile kolaylıkla haftaları bulabiliyordu. Tabii, bu arada sizin pek olağan karşıladığınız sevdiklerinizle her gün "Nasılsın?" "İyi misin?" muhabbeti yapmanın mümkün olmadığını da ekleyelim.

Şehirlerde de tüm ekstra imkânlara rağmen benzer bir durum olduğunu farzedebiliriz. Kısaca normal bir insanın günlük yaşamındaki yaşam alanını 5-10 kilometre ile sınırlayabilirsiniz. Evden 500 metre uzaklaştığı andan itibaren sahip oldukları iletişim imkânları için kullanılabilecek kelime ise "0" olurdu. Tabii mektup denilen bir iletişim teknolojisi de yok değildi. Ancak bu teknoloji ancak en az bir kaç günlük mesafeye kadar uzaklaştığınızda etkin olarak işe yarıyordu.
İnsanı şu üç ihtiyaç ile tanımlayabiliriz : gezmek, konuşmak, bilmek yaratık.
İşte bu üç ihtiyaç bugün dönüştüğümüz halin de baş sorumluları.
Önce ulaşım işini halletmeye çalıştık. Bir kaç bin yıllık uğraşının ardından şimdi bir günde alabileceğimiz mesafe 40 km.'den yaklaşık 15.000 km.ye ulaşmış durumda. Yani atalarımız Ankara'dan Polatlıya 2 günde gidebilirken, biz bugün 1 günde dünyanın öbür ucuna gidebiliyoruz. Bu sadece uzun yolculuklar yaptığımız uçuş teknolojisi için geçerli değil. Gündelik hayatlarımızı asıl değiştiren kara taşıtları teknolojisi oldu. Gündelik hayatımızın yarı çapının 10 km ile 50 km. arasına ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Burada esas alınan mesafe bir kişinin yaşadığı yerle çalıştığı yer arasındaki mesafedir.
Ardından konuşma yani başka insanlarla iletişim kurma ihtiyacımız takip etti. Bu konuda 19 yy.'a kadar mevcut ulaşım teknolojileri ile taşınan ve adına mektup denilen iletişim teknolojisi dışında kayda değer bir gelişme olduğunu söylemek zor gibi görünüyor. Zira son 2 asra kadar iletişim teknolojisi atınızın hızına yani ulaşım teknolojilerine bağlı idi. Sonra garip bir şey oldu ve insanlar havada uçuşan dalgalara bilgi yükleyebileceklerini fark ettiler. Üstelik bu dalgalar ışık hızında hareket ediyordu. Yani buradan söyledikleriniz anında dünyanın öbür ucundan dinlenebiliyordu. İletişim teknolojisindeki bu devrim ses ileşitimini yanımızda taşıyabildiğimiz cihazlara yükleyene kadar tek yönlü iletişime izin veren radyolarla devam etti. İki yönlü iletişimin bayrağını ise uzun süre bakır teller taşıdı. Ulaşımda 20 yy.ın başında arabanın icadı ile yaşanan patlamayı, iletişim de kablosuz iki yönlü iletişim teknolojilerinin icadı ile 1990'larda yaşadık. Artık evin alt katındaki birisi ile ya da dünyanın öbür ucundaki birisi ile ayrım yapmaksızın aynı kolaylıkta (aynı ücretle değil !) iletişim kurabiliyorduk. Üstüne üstlük tüm insanlık bu zımbırtılardan birer tane taşımaya başlamıştı. Sesli iletişim de yepyeni bir boyuta geçerken bir yandan da küresel bilgi paylaşım sistemini yani interneti icat edip, bildiğimiz her şeyi herkesle paylaşabilme olanağını elde etmiştik. Son bir kaç yıldır bu iki teknolojinin harmanlanması için uğraşılıyor. Sevgili E-61'imiz ve onun küçük kardeşleri E-61i ve E-71'de bu çabanın maddeleşmiş örnekleri aslında. Evet, ileride daha da iyi olacağı muhakkak olsa da şu anda dağda, bayırda, evde, banyoda yani hemen hemen her yerde hem sesli iletişim (aslında görüntülü iletişim de mümkün) kurabiliyoruz, hem de milyarlarca sayfalık insanlığın bilgi birikimine bir iki tuşa basarak erişebiliyoruz.
Böylece bilgi denilen üçüncü ihtiyacımızı da karşılamış oluyorduk. Yukarıda kim olduğunu bilmediğimiz bir kişi tarafından Afrika'da çekilen resmin bu makaleye kaç saniye içerisinde girdiğini düşünürseniz, geldiğimiz noktayı daha iyi anlarsınız.
Peki bütün bu gelişme resminde eksik olan neydi? Tabii ki en önemli bilgi yani konum bilgimiz.
Bugüne kadar bulunduğunuz mekanı nasıl tanımladığınızı bir düşünün. Bunu okurken muhtelemen evde veya işyerindesinizdir. Peki bulunduğunuz yeri tanımlamak için elinizdeki en güçlü araç nedir? Tabii ki, bizim eski ve güvenilir dostumuz adres bilgisi. Falan sokak, filan apartman no, feşmekan şehri. Bu teknoloji hangi iletişim teknolojisi ile yaşıt sizce, bilin bakalım? Cevap: Mektupla. Hani elimize kamyon, uçak, tren, gemi ve tabiiki emektar postacılarımızın ayakları ile ulaşan yani ulaşım teknolojisine bağlı olan teknoloji ile. Yeni üretilen bilgi teknolojileri olan cep telefonu, kablosuz ileşitim ve internet açısından son derece anlamsız adres bilgileri. Tabii bu adreslerin yerel dillerde olduğunu ve 200'e yakın ülke bulunan dünyada adres bilgisini anlamanın imkânsız olduğunu da belirtmek de fayda var.
İşte Amerikan Ordusunun kötü niyetlerine borçlu olduğumuz teknoloji olan GPS yani seyrüsefer teknolojileri burada devreye girdi. Teknolojiinin biz sivillerden gizli olduğu dönemde tek bildiğimiz askeri dergilerde yayınlanan cihaz reklamları idi.
Ancak bu teknolojinin sivil hayata girmesi ile ciddi bir değişim süreci yaşanmaya başlandı. Artık bizim de tam konumumuzu 5-10 metre hata ile öğrenme imkânımız var.
Sizin de bildiğiniz gibi bir süredir Holux marka elektronik seyrüsefer (GPS) cihazları ile yaşıyorum. Günlük hayatımda, araba sürerken, yürüyüş yaparken ve fotoğraf çekerken kullanıyorum. Ve emin olun, çevremdeki insanların tepkisi "Hayırdır! Kayıp mı oldun?" seviyesinde. AYnı tepkiyi bundan 15 yıl önce yürürken konuşmamızı sağladığı iddia edilen cep telefonları hakkında ben de vermiş olduğumdan bu sosyal psikolojiyi anlamak mümkün. Zira seyrüsefer cihazlarının işlevselliği henüz hayatımıza tam anlamıyla girmiş değil. Ama emin olun bilgi teknolojelire hızla konumlandırma teknolojileri ile birleşiyor.
Bildiğiniz gibi artık E serimizin en yeni üyeleri olan E-66 ve E-71 artık kendi GPS işlemcileri ile birlikte üretilmeye başladılar. Nokia küresel anlamda en önemli hareketli iletişim teknolojileri firması olarak bu yeni alana çok ciddi yatırımlar yapıyor.
Sorumuza geri dönersek "Seyrüsefer" cihazları ne işimize yarayacak? Ya da bulunduğumuz yerin herkes tarafından bilinmesinin faydası nedir ? (Aslında GPS olmasa bile cep telefonu işletmecileri telefonunuzun yaydığı sinyallerden konumunuzu, yönünüzü ve hızınızı yaklaşık 7 saniye içerisinde öğrenebiliyorlar. Siz yine de paronayak olmayın)
Nokia da bu soruya cevap arayanlardan birisi... Önce NokiaMaps (daha önce ki yazılara bakınız) ile seyrüseferin ilk bilinen kullanım alanı yani ulaşım bilgisinin yönetimi ile işe başladılar. Böylece tamamen yabancı bir şehirde bile -ki geçen hafta Stockholm'de kullanma fırsatım oldu- yolunuzu, yönünüzü bulmanıza ve adres bilgilerini girerek yol sormaktan kurtulmanıza yardım ettiler.
Şimdi ise heyecan verici bir başka alan daha açıldı. Nokia Beta Labs bildiğiniz gibi deneysel yazılımların geliştirildiği önemli bir kaynak. Bu grup tarafından geliştirilen en önemli Seyrüsefer teknolojilerinden birisi ise Nokia Sportstracker. Modern insanın en büyük saplantılarından birisine yani günlük spor yapma ihtiyacınıza hitap eden bir araç geliştirmişler. Bilenler bilir tüm zayıflama ve güçlenme çalışmalarında en önemli şey veridir. Yani neyi, ne zaman ve ne kadar yoğunlukla yaptığınız. İşte Sportstracker size bu imkânı sağlıyor. Örneğin hafta sonu sabah erkend bisikletinize binip hem eğlenmek, hem de spor yapmak istediniz. Cep telefonunuz da kaçınılmaz olarak yanınızda. Eğer E-61'iniz varsa harici GPS cihazınızı da yanınıza alıyorsunuz. Eğer E-71'iniz varsa onu da almanıza gerek yok. Harekete geçmeden önce Nokia Sports Tracker'ı çalıştırıyorsunuz. Artık telefonunuz tam olarak nereden başladığınızı, yüksekliğininiz ne olduğunu, hangi hızla hareket ettiğinizi, dakikada kaç kilometre yol aldığınızı ve en güzeli de rotanızı kaydediyor.
Artık gerçekte ne kadar sportmen olduğunuzu rahatlıkla öğrenebilirsiniz. Daha da güzeli bu programın bir de online hizmetinin devreye sokulmuş olması. Sportstracker'ın kendi internet sitesi var. Yaptığınız çalışmaları kaydeden telefonunuz, açtığınız üyelik sayesinde bir kaç saniye içerisinde verilerinizi bu sitede size ayrılan alana yüklüyor (her bir faaliyet yaklaşık 50-60 kb tutuyor. Yani civarınızda kablosuz hat olmasa bile fazla bir maliyeti yok) çalışırken resim mi çektiniz onları da bu siteye yükleyebiliyorsunuz. Sportstracker ile entegre olan bir başka uygulama ise Wellness Diary. Bu programda sağlınızı daha yakından takip edebilmeniz için düşünülmüş oldukça detaylı bir yazılım. Tabii arkasında yine Nokia Betalabs bulunoyur.
Evet onca felsefenin ardından seyrüseferin günlük hayatlarınıza yapacağı etkinin başlangıcını oluşturan bir uygulamadan bahsettik. Emin olun ki bilgi teknolojilerinin gelişim sürecinde konum bilginiz her geçen gün daha da önemli ve işlevsel olacak. Bir kaç ay sonra tekrar görüşmek üzere.



